Kars Fıkraları'''

Böyle ikram görülmedi :)
Adamın biri yabancı bir şehirde, bir evin kapısını çalarak bir ricada bulunur:
- Çok susadım ve buralarda su bulamadım. Lütfen bana bir bardak su verir misiniz?

Kapıyı açan çocuk, adamın yüzüne bakarak:

- İstersen ayran getireyim, der.

Adam bu teklifi memnuniyetle kabul ettikten sonra, çocuk bir çanak ayran getirir.

Adam ayranı içtikten sonra çocuk:

- İstersen daha getireyim, der.

- Zahmet olur yavrum.

- Hayır ne zahmeti. Zaten bu ayranın içine fare düştüğü için nasıl olsa dökecektik!

Bunun üzerine, adam iğrenerek elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp parçalayınca, çocuk feryadı koparır:

- Anneee, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı

EŞŞEK
Adamın biri misafirliğe gitmiş. Akşam olunca haliyle sormuşlar...

Bizim odada mı yatarsınız, bebeğin odasında mı, yoksa boş bir odada mı?


Adam düşünmüş: Karı-kocanın yanında yatılmaz, bebek de uyanır ağlarsa uykusu kaçacak... Ben boş odada yatarım demiş.

Sabah olunca adam elini yüzünü yıkamış, bir de bakmış çok güzel bir kız adama havlu tutuyor.

Adam: - Kızım senin ismin ne? diye sormuş.
KIZ : - Bebek amcacığım, ya sizin isminiz?... Adam: - Eşşek kızım eşşeeeek

 

Hanımlar dere kenarında çamaşır yıkıyor ve sohbet ediyorlar;
-Ay gızdar düneyin dallası seyredinizmi?
-Men seyrettim ay Gülgez abla
-Ne oldu hele annatsana
-Ne olacah ay Gülgez abla o Ceyar vurğun vurmuşu gene beçere Suelini budadı
-Niye
-Men ne bilim o sarı pişih ele bir gurumsağdıkı o yazıh ganayağlıyı gene gara yandırdı Her yanını zoğ zoğ elledi
-Bunun derdi azzarı nedi?
-Men ele ganerem başga bir arvat var
-Olar anam olar, din iman galmadı kimsede
Tükezvan söze garıştı:
-Ay gızdar o arvat işi döyül bunun derdi mazıttı mazıt
-Torpah başşına
-Ama bilirsinizmi Suelin öyü terketti
-Harya getti
-Harya olacah atasıöyüne
-Be Ceyara ne dedi?
-Ne diyeceh dediki ay ceyar imam söyünün hakkıüçün bir daha buralara gelmerem..!

Bizim terekeme şehirlerarası yolculuk yapmaktadır. Otobüs mola verir, terekeme ihtiyaçlarını gidermek için, iner. Geri döndüğünde restoranın önünde bir çok araba olduğunu görür. Kendi arabasının hangisi olduğunu şaşaırır. Panikler rast gele bir otobüse biner. Şöförün ordan bağırır:
Ayeee ayyy millet hele bağın men bu otobosun adamıyammı

Titrirsin



Baba küçük oğlu ile ekin biçmek üzere tarlaya giderler Biçim işi devam ederken birden yağmur bastırır. Baba oğul bir ot yığınına sığınırlar. Baba oğluna üşümesin diye kendi ceketini çıkarır ve giydirir. Biraz geçtikten sonra baba titremeye başlar. bunu gören küçük oğul Baba ! niye ele it gibi titririrsin




Günahsız Cenaze



Ölenin hırsız olduğu gerekçesiyle adamın cenazesine kimse gelmemişti. Mecburen iki oğul babalarını cenazesini tek başlarına kaldırırlar. Mezarlık yolu biraz yokuştur. Büyük ve uzun boylu olan oğul yokuşu çıkarken tabutu önde taşıyor. Küçük ve çelimsiz oğulda arkada...

Büyük oğul Görürsen mi ay gardaş lelem nece yüngüldü irehmetliğin heç günahı yoğdu sanki kuş kimi uçer

Yokuşun alt tarafında bulunan, tabutun arkasındaki küçük ve çelimsiz oğlan, abisinin bu sözüne karşılık bir iç çekerek Harda uçer! Günahı belimi gırdı, sen ne danişirsen







gelmiyejem
Biçin (ot biçimi) zamanı imam Cuma namazı kıldıracak. Cami de bir imam bir de müezzinden başka kimse yok. Dini inançlara göre Cuma namazının en az kişiden kılınması gerekiyor. Cuma namazına kimse gelmeyince, imam dışarı çıkar ve o an köy meydanından geçmekte olan, sırtında tırmık, dirgen ve tırpanla tarlasına giden köylüye durumu anlatır ve Cuma namazı için ikan eder. Köylü namaza katılır. Namaz bittikten sonra işi yarım kalan köylü hocaya Haftaya özüyen bir adam bul men gelmiyejem




Dost Düşman Bele Günde Belli Olur



Sabahın ilk ışıklarında içki masasından dönen bir Karslı, kafayı bulduktan sonra arkadaş ve dostlarını ziyaret etmeye başlar. Her gittiği yerde yüz bulmayan sarhoş, nihayet bir çöplüğe düşer ve orada sızar.

Bu arada çöplükte yiyecek arayan bir köpek, sarhoşun ağzının kenarında kalan kusmuk parçacıklarını yalamaya başlar... Sarhoş yarı uyanık yarı uykudadır. Ağzını yanağını yalayan köpeğe Sil gardaş sil... dost düşman bele günde belli olur der.

DALINI ÖRT ; Karsın İstasyon Mahallesinde `akıllı` lakabıyla tanınan bir terekeme(kara papak halkı) varmış. Akıllının hanımı vefat etmiş. Cenaze evine toplanan herkes ağıtlar yakarak ağlıyorlarmış.Ölen bayan mahallede çok sevilen birisiymiş.Mevsim kış.

Ağıt yakarak ağlayanlar arasında ölen bayanın kocası akıllıda vardır:``Bundan sonra ne yapacağım?Balalarım ortada kaldı, onlara kim bakacak?Sen evimin direği idin, evim yıkıldı,ocağım söndü!Men (ben) indi(şimdi) ne gayırrajam(yapacam) sen öleceğine men öleydim!

Ellerini dizine vurarak ağlayan akıllı, birden gençliğinde sevdiği, ancak evlenemediği bayanı görür.Ağlayarak bayanın yanına yaklaşır,ceketini çıkarıp bayanın sırtına atar ve ağlamaklı halde konuşur:

-Dalını(sırtını) ört, üşüyersen(üşürsün)!

İLİMDAR

Karnesi zayıflarla dolu olan Posgoylu Cemender`in oğlu İlimdar eva gelür gelmesüne ama garneyi bubasına nasıl gösdereceğinin telaşı içindedir.
Onun bu halini gören Cemender :
-Ola gal baxem buraya naluğ ediyersin , nay ettin garnani gatirdünmi?
-Geturdim buba ama o ogretman hamusuna zayuf vermuş. Bihen zor sorular soriyer. Cuvap vermeyuncada aha bele oliyer
-Ula nasul zayuf veriyer gederum mektebe onu zanduğum içune goyar dereye aturum.
-Aha buba isdamiyersen senda bax
Cemander karneyu görande beynundan vurulmişa dondi. Uşağun elinden tuttuğu gibu mekteba vardi. Doğru ögratmanin odasına çıxdu ve sordi:
-Ogretmen bey sen benim oğlana nasul zayıf veriyersin?
-Çalışmıyor Cemander bey
-Zor soriler soriyermişsin?
-Hayır aksine çok kolay sorular soruyorum
-Ula İlimdar gel baxayunm ögretmanin bir sori sorsun benum yanimda
-Söyle bakalım ilimdar iki kere iki kaç eder?
-Aha buba gordinmi gene zor soriyer...!

ACEM

İran`da şah devrilmiş Humeyni başa geçmiştir. Şahın yakın korumalarından biri Türkiye’ye kaçar. Gelir Erzurum`a Cumhuriyet caddesindeki bir otele yerleşir. Ertesi gün 12 Mart`tır kar tipi soğuk ki maazallah donarsın. Acem şaşırır kalır tedariksizdir, üzerinde yalnız bir ceket vardır. Eski hükümet konağının önüne gelir ki bir şenlik bir bayram. Dadaşlar oynuyor davullar çalıyor. İranlı merak eder birini çevirip sorar; “Eğeee siz neylersiz burda?” Erzurumlu cevap verir; “Bu gün bizim mutlu günümüz gardaş, Erzurum’u düşmandan kurtardığımızın günüdür.” Soğuk iliklerine kadar işleyen İranlı Dadaşa bakar ve der: “Ay gardaş siz neye sevinirsiz ki bırahın da onlar sevinsin”

Kaynak : Karapapak

RADYO

Radyo daha Gars’a yeni gelmişdi. İri iri batarya pilleri, açıldıktan sonra 3-4 dakgada ancak ses veren lambalı radyo... Behdemir emi Azerbaycan’da galan axrabalarının hesretiynen yanıp tutuşurdu... Kazımpaşa ceddesinden tükenini açmaya gedendee, yangılı bir mugam gulağına geldi. Ele mum kimi eridi, olduğu yere yığıldı... Gözderinnen yaşdar axan behdemir emi tar eşliğinde söylenen Mugam’ı sonuna geder dinnedi ve eyeğa galharak sesin geldiği Goşun’un tükenine girdi. İşte Radyo ile Behdemir eminin tanışması bele olmuşdu... Fiyet miyet heç önemli değildi Behdemir emi radyoyu nası aldı eve nası geldi özüde bilmerdi. İçeri girer girmez oğlu Heseneli’ye sesdendi: -Heseneli Heseneli ay bala gel görüm radyo aldım gurup çalışdırah... Heseneli ile Behdemir emi epey bir uğraşdıkdan soora radyoyu çalıştırmayı becermişlerdi. Düymeyi cevirdikdiler ve Azerbaycan radyosunu dinlemeye başladılar. Gerçi birez gürültülü ve hışırtılı geliyordu ses, güy gürüllüyende Radyo da gürüllüyürdü, ama olsun o bile evin içinde her kesin pür dikkat dinlemesine engel olmuyordu. Artık Behdemir eminin evinin içinde Azerbaycan’dan bir ses vardı. Tükeni mükeni unudan Behdemir emi bir ara arvadı Mesme hanım içeri girende özüne geldiki tükeni açmıyıpdı... Hızla yerinden kalktı ve eyakkabılarını davanına basarak ayağına keçirip yola goyuldu. Artık evde bir başka hava vardı. Tar sesi iliklere kadar sirayet ediyordu. Mesme hanım, Heseneli’nin yanına oturup bir terefden radyoyu dinliyor bir taraftandan gözlerinden akan yaşları leceğinin kenarı ile silirdi. O sırada radyodan : -Danışır Baki dinniyir camahat . Eziz dnniyenner indi xeberreri veririh. Bu il galhoz ve salhoz isdihsalatında...... sesini duyan Mesme hanım oğlu Heseneli’ye seslendi: -Ay heseneli gapatginen ahşam baban gelende dinnesin -Ay ana ele zad deyirsenki gapadanda gonuşmayı durdurmur daaa... -Men nevlim ay bala ele bildim burdan gapadanda ahşama geder behliyir ahşam açanda aynı yerden danışmaya devam elliyir. -Olarmı ay ana, birçe teh bizihmi dinniyirih.... Eeeeee işte böyle eski günlerden bir kesit yine hatıraları canlandırdı... Yokluktu, sıkıntılı günlerdi, ama güzellikler ve insan sevgisi o günlerde kaldı maalesef...

Kaynak : Karapapak

HAMAMCI

Topcunun hamamından çıkan yerli kadınlardan biri hamamın önünde arkadaşlarını beklerken kendi kendine konuşuyor: Verdiğim para heram it gani ola, zıggımııız ola Canlarıza tatılı ola. Cenezeze nesib ola. Sular ele soyuhti ki heç töreli çimemedim.. Dışarıda kapı önünde bir iskemlede oturan hamamcı, kadının bu sözlerini duyunca yanına yaklaşarak: -Ay bacı sular soyuxdudaaaa, be senin yanahları niye ele gırmızı olupdu?

Kaynak : Karapapak

VİTES

Hayatında hiç otobüse binmeyen Posof’lu emicesi Emrullah beyin İstanbul’da iş bulduğunu, hemen gelmesi gerektiğini söylemesi üzerine derhal Kars’a gelir, otobüs terminaline gider ve İstanbul’a bir bilet alarak otobüse biner. Yolculuk başlar... Seyfullah en önde bir numaralı koltukta oturduğu için şöförün tüm hareketlerini yakından izlemektedir. Otobüs tam Esenler otogarına girerken vitesi kırılır. Posof’lu dayanamaz ve şöförün yanına giderek: -Ula baba bir şey demiyerimde, ha bu işin başuna geleceğu belliydi . Taaa Gars’dan beri başladunda bununla oyniyersin. Allahuma ham olsun ki neysa gelduk çattukda yollarda peruşan olmaduk...!!!

Kaynak : Karapapak

HAMBAL HASAN

Hambal Hasan sırtına yüklediği iki telis arpayla hapan mevkiinden istasyon mehellesine doğru ağustosun sıcağında ter dabanlarından çıkmış vaziyette iıkgıllıya ıkgıllıya yol alırken karşısına çıkan dunuxların Gülevatın: -Ay hambal sahat gaçdı? Burnunnan soluyan Hambal Hasan: -Saat gırxdı -Torpak başına goyom Heç saat gırx olarmı? Allah vurmuşum guzihlisi -Allah seni zeten vuruf. Ona seyef dunux deyifler de Heç hamalda saat olarmı?

Kaynak : Karapapak

 EZRAİL

Tiflis ili DEMİRÇİ HASAN köyünnen biri xesdelener bunu zıyarata gelen goğhumu diyer ki a kişi noyoldu aya deyer azreil gelif canımı busaat alajağ,ayadeyif azreil ne fasaryadı doğrult özünü çerelt gözünü deki demirçi hasannıyam .Gejeniz xeyre kalsın.

Kaynak : Aytekin Aydın

KARS`LILARINÇAY KEYFİ 

Karslinin biri disarida yasamaya basladiktan sonra gitlama çay içmesini unutur bu arada memlekete bir ziyarete gelir. Hemserime çay ikram edilr ancak cay kasigi ister istegi yerine getirildikten sonra sekeri çok kullandigi dikkat çeker ev sahavi gardas kitlama içsene diye uyarida bulunur ancak gonag cevaben kitlama beni yandirir der ev shibide ay ocagin batsin senin o salma çayinda meni yandirir der.

Kaynak : Terekeme Bülent

ASDAN NAN TÜLKÜNÜ HEKAYASIDIR

Deir bir gün bir tülkü düzde gezirdi.Emme çoh acıdı.Dolana dolana getdi bir gurda irasdadı. Bahdı gurdun dele ortası nebili,ortası bulanır.Dedi tülkü gardaş,men çoh acam sen necep? Dedi valla mende çoh acam. Be ne yapah? Bahdılar aşşağıda bir at var.Dedilerki gedeh bu atı belke yeyeh.Gurtnan tülkü getdiler.Atın çoh sağına soluna herrendiler, imkan yoh ata yanaşabilmiller.Ne yapah ne yapmıyah,biri dediki hele buraları dolaşah.Belke bir yoldaş bulah.

Bunnar getdiler bir asdana irasdadılar.Veziyeti asdana annatdılar.Asdan dedi gelin. Asdan tüşdü gavağa gurd arhıya tülkü onun dalına.Geldiler atın yanına.Asdan bi atın sağına soluna herrendi. Tülküye dediki keç gavaga bahım.Tülkü geşdi. Dedi gözüm gızarıpmı? dedi gızarıp.Dedi tüküme bah biz biz olupmu? Dedi olup.Dedi keç arhıya. tülkü keşdi dala.Dedi hele bah gör götüm bir girip iki çıhırmı? Dedi bir girip iki çıhır.Ele diyende asdan özünü burca gahdı.Atı devirdi, bunnarın üçüde yediler,doydular ,savuşdular,getdiler.

Aradan beş altı gün keşdi gurtnan tülkü gene acıhdı, birreşdiler.Ne yapah acıhmışıh dedi tülkü, acıhmışıh dedi gurt. Emme asdan yohdu. bunnar asdanı aradı tapammadılar.Geldiler gene bir at var gurt dediki tülküye , sen birez yardım elle men bu atı devirem yiyeh.. Tülkü dediki eye bu senin işin döğül,goy gene asdanı tapah.yoh canım dedi keç gavağa. Tülkü keşdi. Dedi bah gözüm gızarıpmı? Tülkü dedi yooh.gurt dedi gızarııp. Dedi keş yana, keşdi yana.Tüküm dedi biz biz olupmu, dedi yooh.Gurt dedi oluup.Dedi keş dala, keşdi dala.Dedi götüm bir girip iki çıhırmı, dedi yooh hiç çabalamır.Dedi denen girip çıhır.Dedi aha girip çıhır.Girip çıhır deyende gurt özünü ata vuranda,at gurdun tepesine nece bir teppih tutdurdusa gurt beyahdan tüşdü.İndi gurdun gözü gızardı,tüküde biz biz oldu.Götüde durmadan girip çıhır.Tülkü geldi, dedi aha bah tamam, indi gözün gızardı, tükünde biz biz oldu,götünde hiç durmadan girip çıhır.

ALMASINA YANMEREM

Posoflu bir hemşerimiz, yağmurlu bir yaz günü bahçesinden topladığı elmaları sandıklarına yerleştirir ve satmak için Ardahan’a götürür. At arabasına yüklediği elma yüklü sandıklar, atların parlamasıyla yere dökülür... sandıklar parçalanır... hasar büyüktür. Ne yapacağını şaşıran Posoflu, yardım için etraftan gelen insanlara hayıflanarak; *”Almasına yanmiyerim de zanduğuna yaniyerim.”der.

*Elma önemli değilde, sandığa acıdım.

A KİŞİ BADAĞ AT

Kocası evde yok... kadın zamparasını eve almış... Bir müddet sonra birden aldatılan koca içeri girer... Kadının sevgilisi ile, aldatılan koca başlar kapışmaya. Ayakta sarılmış, birbirlerini düşürmeye çalışırken kadın kocasına: A kişi badağ at...! badağ at... Badağ at (1) der. Koca bir yandan adamla boğuşurken bir yandan da: Senin sülaleni kadın... niye benim badağsız işimi badağa salersen ki (1)!
1- Çelme takma
2- Niçin benim çelmesiz işimi, çelmeli hale getiriyorsun ki

ANANA GÖRE HER YER TEKNEDİR

Kemal Karayel’in annesi rahmetli Üzüm hala, ekmek pişirmek için un eliyormuş. Kemal abi de bu fırsattan yararlanarak öbür odada içki içiyormuş. Biraz sonra üzüm hala odaya girer. Kemal’in çay bardağında ayrana benzer bir şey içtiğini görünce, ne olduğunu anlayamaz ve merak ederek sorar.

Kemal Karayel : “Ana başım ağırıyordu. Dr. Cengiz Askeran’a gittim bana bu şurubu verdi.” Diyerek anasını başından savmaya çalışır.
Anası; “Ay Kemal, menimde başım ağrıyer o şurubdan birezde mene ver” deyince mecburen ansına yarım çay bardağı sulandırılmış rakıyı verir.
Kemal Karayel yarım saat sonra anasının un elediği odaya gittiği de bir de ne görsün. (!) Anası önünde hamur teknesi dururken unu, kilimin üzerine eliyor. “ay ana ne yapırsan? unu kilimin üzerine eliyersin ahı” diye uyarır.

Üzüm hala içtiği rakının etkisiyle bir mahnı (1) tutturmuştur:
“Gurban olum ay Kemal, gurban olum ay oğlum.
Anayan göre her yer teknedir” diyerekten, unu kilimin üzerine elemeye devam eder.
1- Mani

ATAN İT`E DÖNE YERDİ

Yaz başlarında köylüler eşyalarına arabalara yükler ve yaylaya çıkarlar. Bir Karı koca da arabalarının arkasına köpeklerinide bağlayarak yaylaya çıkıyorlardı. Bir an bağını koparan köpek geri dönerek geldiği yöne doğru koşmaya başlar. Sahibi fark edip arabadan atlar ve köpeği yakalayıp geri getirir.... yaylada birkaç ay kaldıktan sonra köye dönerler ve adam ölür.

Ertesi sene anne, oğluyla tekrar yaylaya gitmektedirler. Geçen yıl İt’in kaçtığı yere geldiklerinde anne gözyaşlarını tutamaz. Oğlu; “Ana niye ağlıyorsun?” diye sorar.

Ana: “Bilmirsen mi oğlum bura neredi ?
- Neredi ana ?
Ağlamaklı bir vaziyette ana : “Oğlum bura, atayın it’e döndüğü yerdi” (1)
1 - Babanın köpeğim peşine koştuğu yerdir.

AY AŞIĞ KEREM KİMDİ?

Eskiden Kars’ta sürekli olarak aşıklar kahvelerde, halkın yoğun olduğu yerlerde saz çalıp hikayeler anlatırlardı, bu hikayeler bazen ayları alırdı. Yine böyle bir zamanda aşıklardan biri Ramazan ayı boyunca sazıyla sözüyle Aşık Kerem ile Aslı’yı anlatıyormuş. Yirmi dokuz gün devamlı olarak aşığı dinleyen köylünün biri, aşığın programı bittikten sonra yanına yaklaşarak sorar: “Ay aşık...! Bu Kerem arvat dı mı? yoksa kişi di mi ? (1)
1- Aşık bahsettiğin Kerem, kadın mıydı ? Erkek miydi?

ARSANIN BOYU

Yaşlı adam çok mübala yaptığı için oğlu bundan çok rahatsız oluyormuş. Oğlu babasıyla abartılı konuştuğunu ve bu yüzdende mahcup olduğunu söyleyerek bundan sonra toplum için de bu kabil konuşmalar yapmaması için anlaşır. Oğlu öksürünce baba kendisini toparlayıp ölçülü konuşacaktır...
Bir süre sonra babası bir toplantıda anlatıyor...:

- Ele ucuz bir arsa almışam ki; bir ucu Selim kazasında, bir ucu Kağızman’da...!
Oğlu hemen yüksek sesle öksürmeye başlar. Dinleyenlerden birisi sorar;
- Bu arsanın eni ne kadardır
Adam:
- Bir metre der.
Millet gülmeye başlar... oradan birisi; bu yol mudur ki böyle upuuzun deyince.
Adam; şaşkın şaşkın bir milletin, bir de oğlunun yüzüne bakarak...
- Men neyliyem, (1) oğlum ölsün oğlum ... goymer (2) ki enini boyuna göre biçem...!

(1) Ne yapayım
(2) Bırakmıyor ki!

ALNI`NIN ORTASINDAN ODLADIM

Cinayet suçundan yargılanmak üzere mahkemeye sevk edilen terekemeden, hakim olayı anlatmasını ister.
- Hakim bey ! Günlerden cumoydu (1), göy bulutloydu (2), men ordaydım (3), ala it (4) senin gibi orda oturordu, gara it de aşağıda durordu (5), bir den tırtoy (6) koptu. Bunların arasından ganlım (7) gelirdi. Çektim lağanı, anlının ortasından odladım. (8)

(1) Günlerden Cumaydı
(2) Hava bulutluydu.
(3) Ben Ordaydım
(4) Alaca köpek
(5) Siyah olan köpek aşağıda duruyordu.
(6) Beklenmedik bir an kavga oldu
(7) Kanlım, düşmanım
(8) Alnının ortasından vurdum

BİYH O KİRAZDI MI?

Zeynep hala, doksan yaşlarında birisi... Rahatsız olduğu için yatağında istirahat ediyor. Birazda nazlanıyor. Konu- komşu toplanmış geçmiş olsuna gelmişler. Çocuklarından birisi elinde dört-beş kilo kiraz ile eve gelir. Kirazı yıkarlar ve ev halkı yemeğe başlar. İçlerinden birisi “Ay nene...! galh sende kiraz ye” der. Uf çekmekte olan Zeynep hala yoğ ben yemiyejem der. Düşünür ki; “Benim payımı ayırırlar” ev halkı ise hiç oralık olmaz. Kirazı neredeyse bitirmek üzeredir. Kirazın bitmek üzere olduğunu gören Zeynep hala, yatağından kalkıp dikilerek oradakilere; “Biyh o kirazdı mı?” (1)
(1) A... o kiraz mıdır? Bende sandım ki başka bir şeydir.

BU NE BASABASTI?

Irak-İran savaşı sıralarında Tahranlı bir Türk İstanbul- Sirkeci‘deki Karslılara ait İnci Palasta konaklamakta idi. O gün TRT, Irak’ın İran’ı vurduğunu söyler. Tahranlı Türk ailesini merak eder ve otel resepsiyonundan evine telefon eder. Çevredekilerde ailesinin nasıl olduğunu sorar . Adam “Çok şükür füze isabet etmemiş.” der ve resepsiyona bakan adama telefon borcunu sorar. Görevli 10 lira diyeceğine 100 lira der. Adam bu ücreti fazla bulunca; “bu ne basa bastı ? Saddam ordan basır, siz buradan basırsınız.”

BU NEÇE İŞTİ?

Ölen birisinin kırkını veriyorlar. Etli yemek, pilav, çorba derken sıra çay servisine geliyor. Hacısı, hocası, çoluk çocuk hepsi orda. Servis yapanlardan birisi, cebinden kanyak şişesini çıkarır ve çay bardaklarının içine döker. Bir, iki, üç derken keyiflenen cemaat, ölü yerini meyhaneye çevirirler. “Ay aman bu nece işti (1), ahvalımız çoğ değişti (2), içtiğimiz kanyak imiş, yer göğ değişti.” (3)
(1) Başımıza gelen bu neydi
(2) Halimiz çok değişti
(3) Yer gök değişti (yer değiştirdi)

BEN ADSIZ GEZEREM

Köy ağası Hasso’nun beş kızından sonra bir erkek evladı oluyor. Köy halkı bir meydanda toplanır, ağanın oğluna bir isim koymak isterler ve çeşitli isimler teklif edilir. Ağa bir türlü kabul etmez. “Benim oğlumun ismi Hasso olsun” der. Köy halkı; “Ağam bu senin adındır, bir daha olur mu ?
Köy ağası Hasso: “Benim oğlumun adını da Hasso koyun, ben adsız gezerim.”

BAŞKA KİMSE YOK MU?

Çavuş imtihanına giren askere kumandan sorar; “Oğlum düşman sağdan geldi, ne yaparsın?”
- Ateş açarım kumandanım.
“Soldan geldi ne yaparsın ?”
- Ateş açarım kumandanım.
“Arkadan geldi ne yaparsın ?”
- Ateş açarım kumandanım.
“Peki yukarıdan hava taarruzu geliyor, ne yaparsın ?”
- Kumandanım orada mennen başka bir Ümmet-i Muhammet yok mu ?

BEN YENİ DUYDUM

Erzurumlunun biri İstanbul’da bulunan ve daha önce tanıdığı bir arkadaşını dövmeye başlar.
Arkadaşı; “Dur yahu, beni niye dövüyorsun ? der.
Erzurumlu : Sus ola çafir... sen Ermeniymişsen, dedelerimizi çeşmişsiz.
Arkadaşı: Eee.. canım bundan kaç yıl önceymiş ... deyince
Erzurumlu: Olsun, ben yeni duydum...

BİR TIS

Davulcu İmdat bir müzik topluluğunda bateri (1) çalmaktadır. Davulcu imdat bir gün karakola düşer. Polis ifadesini alırken İmdat’a ne iş yaptığını sorar. İmdat’ta “Çaccı” der. Polis memuru anlamaz. Oğlum ‘çaccı’ nedir diye sorar. İmdat: “Bir yeke (2) davul, üstünde bir tıs (3) varya işte o”
1- Davul ve zillerden oluşan çalgı topluluğu
2- Büyük
3- Tıs diye ses çıkaran (Zil)

BİZİM FAHRETTİN

Köy kavgasında Fahrettin bir kişiyi öldürür, birkaç kişiyide yaralar. Fahrettin’in babası Ardahan’a gelir ve Aslan adında ki arzuhalciye dilekçe yazdırmak ister... “Aslan bey, bizim Fahrettin bir kişiyi öldürmüş, bir kişinin kolunu bacağını kırmış, birininde gözünü çıkarmış. Ceza çıkar mı ? diye sorar.
Aslan bey: Ele anasını da ağladallar...

ÇİFT TERCÜME

Amerikalı bir iş adamı, hayvancılıkla ilgili bölgede inceleme ve araştırma yapmak üzere bir tercüman ile birlikte Buğdatepe (1) köyüne giderler. Köy odasında toplanan hayvan yetiştiricilerine, tercümen vasıtası ile iş adamı birkaç soru sorar. Soruyu yanıtlayan köylülerin terekeme şivesinden pek bir şey anlayamayan İstanbullu tercüman işin içinden çıkamaz. Devreye köy muhtarı girer ve Kars’a haber gönderir. Söylenene göre gazeteci Cengiz Ekinci köye gider.

Köylüler soracakları soruları Cengiz Ekinciye, Ekinci İstanbul Türkçesine, İstanbullu tercumenda Amerikan İngilizcesine çevirerek durumu çözerler.

CIRBIT GÖRÜREM

Yeni evli terekeme, bir aşk filmi seyretmek için sinemaya gider. Baş aktör sevgilisine şöyle der; “Sevgilim! gözlerimde ne görüyorsun...”
- Aşkımızı!
Film biter, terkeme eve doğru yola koyulur. Fakat izlediği filmin o sahneden çok etkilenmiştir. Eve gelir... kapıyı genç eşi açar... Terekeme filmde izlediği gibi hanımına derince bir bakış atar ve sorar...!; “Sevgilim! Gözlerimde ne görüyorsun...?”
Kocasının gözlerine iyice bir baktıktan sonar kadın; “Cılbıt görürem.” (1)
(1) Çapak

ÇOĞ OLMOR MU?

Hakim, terekemenin birine işlediği suçtan dolayı onyedi yıl ceza verir. “Son söyleyeceğin bir şey var mı” diye de sorar. Onyedi yıl ceza yediği için neye uğradığını şaşıran terekeme, başı öne eğik bir halde hafif bir sesle hakime; “Çoğ olmor mu”(1) der.
(1) Çok olmuyor mu ?

DOST DÜŞMAN BELE GÜNDE BELLİ OLAR

Sabahın ilk ışıklarında içki masasından dönen bir Karslı, kafayı bulduktan sonra arkadaş ve dostlarını ziyaret etmeye başlar. Her gittiği yerde yüz bulmayan sarhoş, nihayet bir çöplüğe düşer ve orada sızar.
Bu arada çöplükte yiyecek arayan bir köpek, sarhoşun ağzının kenarında kalan kusmuk parçacıklarını yalamaya başlar... Sarhoş yarı uyanık yarı uykudadır. Ağzını yanağını yalayan köpeğe; “Sil gardaş sil... dost düşman bele günde belli olur” der.

ENDİR DÜŞECEM

1950’lerde Kars’tan bir aile İstanbul’a göç eder. Evin annesi iki üç ay sonra yolları öğrenmeye başlar. Laleli‘de ikamet etmekte olan ailenin annesi, hasta bir akrabasını ziyaret etmek için Fındıkzade’ye gitmek için otobüse biner. İneceği durağa yaklaştığı zaman şoföre: “Bala endir düşecem (1)”der. Otobüs şoförü: “Düşmezsin teyze”
- Oğlum düşecem.
Düşmezsin teyze.
- Ola köpöyoğlu düşecem.
1- Yavrum ben ineceğim

EYE ATATÜRK`Ü SOROR

Göle- Buğdatepe köyüne atanan ilkokul öğretmeni öğrencinin birine; *“Atanın adı nedir?”diye sorar. Çocuk; Hacı Halil’dir öğretmenim der. Sınıf gülmeye başlar. Yoğ ola Atan Hacı Halil’i sormor, Atatürk’ü soror...

*Öğrenci babasının adını sorduğunu düşünür.

GAŞGACI TAHİR`İ HARDAN BULEM

Sene 1933... Kemal Sahir Tiyatrosu konser vermek için Kars’a gelir. Artist Settar (Güldür) isminde ki Karslı bir tiyatro sanatçısı, Kemal Sahir ile tanışır. Settar emi de ki tiyatro kabiliyetini sezer. Kendisi ile beraber çalışmasını teklif eder; Settar emi, hanımı Gülperi halayla birlikte bu tiyatroya dahil olurlar. Çeşitli şehirlerde konserler veren bu tiyatro topluluğu, nihayet İstanbul’a gelir.
Settar emi, hanımı Gülperi halayı tramvaya bindirir, “Ay Settar bu meni tuttu(*).” Taksiye bindirir... “Ay Settar bu meni tuttu.” Vapura bindirir... “Ay Settar bu meni tuttu.”
Artık, Settar emi dayanamaz “Ay itin gızı ! Men baban Gaşgacı Daharı (1) hardan (2) bulum getirem ki seni mindirsin de gaşgasında (3) gezdirsin.”
(*) Midem kalktı
(1) Tahir
(2) Nereden
(3) At arabası

GERİ ÇİMEK

Aşiretten üç kişi Hasankale kazasında çalışıyorlarmış. Malum Hasankale’nin kaplıcaları meşhur...
Bizim üç kafadar işçi, o gün çok çalışmışlar ve yorulmuşlar. Ter ve toz içinde oldukları için yıkanmak üzere bir kaplıcaya gitmişler. Yıkanıp çıktıklarında kendilerine bir hesap gelmiş ki, bütün paralarını verseler ödeyemezlermiş.
İçlerinden en cesaretli olanı: “Bizim paramiz yoh.. geri çimecik....” (1)demiş.
1- Bizim paramız yok. Sonra yıkanacağız.

GÖTÜR NONOŞ KESSİN

Kars Bedirhan sokağının Askeriyeye bakan köşesinde yeralan Abbas dayının dükkanı, mahalleli gençlerin toplanma yeriymiş adeta... Bütün mahalleli oradan alış-veriş yaptığı için Abbas dayının işleri iyimiş...
Yetmişli yılların sonları... O zamanlar Kars’ta toptan gıda satışı yapan Hüseyin Güzel aynı sokakta bulunan evinin önündeki boş yeri bakkal dükkanı açmış. Bakkal dükkanında da hanımı Nonoş abla duruyor. Toptancı oldukları için fiyatlar oldukçada uygun olduğu için bütün mahalleli kadınlar Nonoş abladan alış-veriş yapmaya başlarlar.
Kadınlar alış-verişi Nonoş abladan yapıyor ama iş tavuk kesmeye gelince “eli şirin” (o kesince lezzetli oluyormuş) diye Abbas dayıya koşuyorlardı.
Bir gün rahmetli Nevruz Ocak’ın hanımı Gile Hanım, mahallede çocuk olmayınca tavuk kestirmeye kendisi gider. Nonoş ablanın dükkanının önünden geçerken de, daha fırından yeni gelen taze ekmeği görür. Dönüşte belki kalmaz diye de iki tane de ekmek alır.
Bir elinde tavuk, koltuğunda ekmekle Abbas dayının yanına giden Gile hanım; “Abbas dayı babana rahmet, tencereyi ocağın üstüne koydum da geldim. Bunu acele kesesen” der. Abbas dayı Gile ablanın elinde ekmeği görünce bozulur ve umursamaz bir tavırla; “Men tavuğ kesmeyi bilmerem. Götür Nonoş kessin”

GÜNAHSIZ CENAZE

Ölenin hırsız olduğu gerekçesiyle adamın cenazesine kimse gelmemişti. Mecburen iki oğul babalarını cenazesini tek başlarına kaldırırlar. Mezarlık yolu biraz yokuştur. Büyük ve uzun boylu olan oğul yokuşu çıkarken tabutu önde taşıyor. Küçük ve çelimsiz oğulda arkada...

Büyük oğul; Görürsen mi ay gardaş lelem nece yüngüldü (1), irehmetliğin heç günahı yoğdu (2), sanki kuş kimi uçer..

Yokuşun alt tarafında bulunan, tabutun arkasındaki küçük ve çelimsiz oğlan, abisinin bu sözüne karşılık bir iç çekerek; “Harda (3) uçer! Günahı belimi gırdı, sen ne danişirsen (4)
1- Görüyor musun kardeşim babam ne kadarda hafiftir.
2- Rahmetliğin hiç günahı yok, kuş gibi
3- Nerde (Hiçte bile)
4- Söylüyorsun (Konuşuyorsun)

HAFTA`YA BAŞKA BİR ADAM BUL

Biçin (ot biçimi) zamanı imam Cuma namazı kıldıracak. Cami de bir imam bir de müezzinden başka kimse yok. Dini inançlara göre Cuma namazının en az kişiden kılınması gerekiyor. Cuma namazına kimse gelmeyince, imam dışarı çıkar ve o an köy meydanından geçmekte olan, sırtında tırmık, dirgen ve tırpanla tarlasına giden köylüye durumu anlatır ve Cuma namazı için ikan eder. Köylü namaza katılır. Namaz bittikten sonra işi yarım kalan köylü hocaya; “Haftaya özüyen bir adam bul... men gelmiyejem”

() Haftaya kendine başka bir insan bul, ben gelmeyeceğim.

HEPSİ TEPECEKLER

Arpaçay-Tepecik köyünden kalabalık bir atlı gurubu, gelin getirmek için Polatlı köyüne gelirler. Davullar zurnalar çalınır yemekler yenir oyunlar oynanır. Sıra gelini götürmeye gelir. İçeride bir iki kişiden başka kimsesi olmayan ve gitmeye hazırlanan kızın annnesi, dışarıda ki damadın kalabalık atlı (1) gurubunu duygulanır ve dışardaki gurubu kastederek; “Anan ölsün!... Ay Nazhanım!... Elin-günün yok (2) hepsi tepecekler.(3)
(1)Misafir
(2)Kimsen
(3)Tepecekliler

HOCAM EZO GELİN YOĞ MU?

Yıl 1954... Mayıs ayının ilk günleri ortaokulu bitirmek üzereyiz. Müzik öğretmenimiz elinde bir gramofon, birkaç tane 78 devirlik plaklarla sınıfa girdi.
“Çocuklar, şimdi size Avrupa klasik müzik sanatçısı Beethoven’ın eserlerini dinleteceğim.”
Hocamız, çalan plağın manasını bizlere anlatmaya çalışıyor: “Çocuklar şimdi... fırtına esiyor, dolu yağıyor...” v.s.
Bu arada bu seslerden bir şey anlamayan sınıf arkadaşlarımızdan Kaya Kaksan, o zamanların meşhur türküsü olan –Ezogelin- türküsü için, hocam; “Ezogelin yokmudur? koyasan.”deyince, zaten sınıfın tüm talebeleri bu ve buna benzer bir söz bekliyorduk ki, hep bir ağızdan gülüşmeye başladık.
Hocamız, hemen gramofonu kapattı. “Çok haklısınız çocuklar”

HELVA

Köyün delikanlısının başsağlığı için gittiği evde gelenlere helva dağıtılıyordu. Çok kalabalık olduğu için her nasılsa bu delikanlıya helva vermeyi unutmuşlar. Delikanlı bir süre yutkunduktan sonra helvayı dağıtan gençlerden birisine bakarak; “Helvet (1) menimde lelem (2) öler, mende sene hoyla (3) vermiyejem (4) ele yana yana gal...” der.
(1) Elbet
(2) Babam
(3) Helva
(4) Vermeyeceğim

HEMİ TELEBE, HEMİ GARSLI

Yıl 1976... Erzurum Atatürk Üniversitesi öğrenci yurtları o zamanki Gençlik ve Spor Bakanı Yüksel Çamur tarafından boşaltılır. Yurttan ayrılmak zorunda kalan Mehmet Rıza Acarlı, Atilla Kaya, Cahit Çelebi, Erzurum sokaklarında ev aramaya başlarlar. Nihayet bir sokak içinde, öğrenciye uygun müstakil kiralık ev görürler.
Sahibini çağırırlar. Sahibi yaşlı bir amcadır. Ev sahibi yaşlı amca evi kiralamak isteyen bu üç genci tepeden tırnağa süzdükten sonra sorar;
- Telebe misiz ?
Evet.
- Nerelisiz ?
Karslı.
- Ecem misiz ?
Sayılır.
Yaşlı amca biraz düşündükten sonra “Hemi telebe, hemi garslı, hem de acem. Size heç ev veriler mi?

HEÇ HAM OLMA TAPABİLMEZSEN

Adamın biri eşeği ile şehir iner. Çay, şeker v.s. alır. Köye dönerken yağmura tutulur. Aldığı erzaklar su içinde kalır. Eşekten inip bir kayanın dibine girer. O an yıldırım çakar, eşeğe isabet eder ve eşek ölür.
Zavallı köylü gökyüzüne bakarak: “Kerimine şükür ay Allah. Rahmetini yağdırdın çayımı, şekerimi ıslattın. Topuyun tüfeyiyin odladın (1) eşeğimi öldürdün. İndi de (2) çıloşkanı yakıp (3) meni mi gezirsen ? Heç ham olma tapayilmezsen (4)”
(1) Nişan aldın
(2) Şimdi de
(3) Lambanı yakıp
(4) Hiç hazırlanma beni bulamazsın.

HANİ BUNUN SODYÜM KLORÜR`Ü

Ezelhan Zaman, Ankara Ziraat Fakültesi birinci sınıf öğrencisidir. Tatilde Kars’a gelir. Anası Lala hala oğluna; “Ay Ezelhan! Canın ne istiyerse onu yapım” der.
Önüne “Çılbır Çorbası” gelir. İçmeğe başlar. Çorbanın tuzsuz olduğunu fark eden Ezelhan anası Lala halaya: “Ana, sodyum klörür yok mu?” der. Hayatında ilk defa böyle bir kelime işiten Lala hala; “Ay Ezelhan, o ne di ay oğlum”
- Tuz... ! Tuz be Ana ...! Tuz istiyorum....

KAÇ “R”

Yıl 1959... Fahrettin Yenidünya ile Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin kayıt bürosunun kuyruğuna girmiştik. Ben (Erozl Özaydın) Alman Fillolojisine, Fahrettin ise Coğrafya Fakültesine kayıt yaptıracaktık. Sıra bana geldi, formu doldurup sekretere verdim. Yan tarafta Fahrettin’in kaydının bitmesini bekliyordum. Bir baktım ki Fahrettin, kaydını yapan sekreterle bir diyaloğa girmiş. Sekreter hanım Fahrettin’e; “Adınız, baba adınız, doğum tarihiniz...

Sıra mahalle adına geldiğinde sekreter; “Mahallenizin adı ?” diye sorduğunda Fahrettin bir ara durakladı... biraz benden çekindi galiba... “Kiro” mu “Kırro”mu desin tereddüt etti. Ben hemen sekretere yaklaştım; “Hanımefendi “Kırro” dedim. Sekreter; “Kardeşim kaç tane “r” koyacağım?” Yedi tane hanımefendi, yedi tane; “Kırrrr-rrro...”

KARANLIK ODA

Kars Kâzım Karabekir caddesi üzerinde ki foto Necati bey ile Dr. Muzaffer Kurtoğlu’nun muayenesi altlı üstlü idi.
Köylünün biri doktora muayene olmak için gelir... Foto Necati Ermiş’i beyaz önlük ile görünce doktor sanır ve muayene etmesini ister. Foto Necati köylünün saf halini görünce biraz eğlence olsun diye tabii der ve köylüyü karanlık odaya alır. Şikayetini dinler ve hesapta film çekeceğini söyler ve yere yatırır, kaldırır, flaş patlatır falan... sonra köylüye; “Kirva senin ciğerin bozuk, dur bi de kalbinin filmini çekelim... ya senin kalbinde bozuk. Mideyede bi bakalım... ya midenin de içine etmişsin.” Bu durum karşısında şaşkına dönen köylü korkar ve ne yapacağını bilmez. Foto Necati’ye dönerek; “Aman doğtur beg beni gurtar; iki yüz can koyunum var hepsi senin olsun..”
Bunun üzerine foto Necati Ermiş; “Kirva iki yüz koyun senin iyileşmene yetmez. Hele biraz daha arttır... seni iyileştirmeye bakalım...”
Köylü; “Doktor beg, beni iyileştir köydeki tarlalarda sana gurban.” Bu sırada köylünün sapsarı kesildiğini gören Foto Necati bey, durumun ciddi olduğunu anlar ve köylüye sarılarak öper ve gerçek doktor Muzaffer Kurtoğlu’nun yanına götürür. Şaka yaptığını söyler ve hep birlikte gülerler...

KARA SALİH`LERİN TAZI

Biçin zamanı (1) evin küçük çocuğu tarlada çalışan babası, abisi ve diğer ırgatlara kuşluk vakti yemek götürmek üzere eşeği hazırlar... tam o an komşularını tazısı eşeğe ürür... Eşek ürker ve yemeğin hepsi yere dökülür... Yeniden yemek pişirilir ve aynı eşekle tekrar tarlaya gitmek üzere yola çıkar.
Yemekler gecikmiş, tarlada çalışanlar aç susuz yemeği beklemekteler... Nihayet tarlaya yemekler gelir.... Baba çok kızgın bir halde çocuğun üzerine yürüdüğü sırada çocuk bir an; “Dur baba bırak anlatayım; Farzedelim ki sen bizim eşek... ağabeyimde Kara Salihlerin tazı.. ağabeyim hürüdü (2) sen ürktün, yemekler döküldü, men ne yapem”
(1) Hasat Vakti
(2) Havladı

KİRVA O PİS GANDI

Ejder, yıllar önce Kars İstiklal-i Milli (Atatürk) caddesine dikilen ağaçları koruması için belediye tarafından vazifelendirilir. Yıllarca bu görevi yapıp ayrıldıktan sonra, eline çantasını alarak han han dolaşıp köylüleri tıraş etmeye başlar.
Bir gün kapan mevkiinde Terzi Müstecep diye anılan bir esnafın dükkanı önünde tıraş olmayı isteyen dört köylüyü yan yana oturtarak traş hazırlığına başlar... köylüler kaçmasın diye de bir anda hepsinin yüzünü sabunlar ve tıraşa başlar. Bir, iki, üç derken sıra dördüncüye geldiğinde –Ustura körlenmiş olacak ki- adamın yüzünü derinden keser. Kanların aktığını gören köylü telaşa kapılır; “Ejder kirva sen neyittin bele? der. Soğuk kanlılığını koruyan Ejder; “Korkma kirve korkma, o pis gandı”

KİM TEMİZLEYECEK?

Yıllar süren mahkeme sonunda, hakim kararı verir. Dava reddedilmiştir.
Hajı (1) Halil emi, hakime bakar ve sorar;
- Be indi n’olajağ ? (1)
Hakim;
- Temyiz et, temyiz et... der.
Hacı Halil emi sinirlenmiştir.
- Özün temiz et...! Hancarı (3) pohluyupsan ele de temiz et.
(1) Hacı
(2) Peki şimdi ne olacak
(3) Nasıl

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !